13.12.2007

İkramiye

Şu internet denilen alem ne acaip bir şeydir ki urgan ile bağlar kendine. Hele de yeni tanışıyorsanız nasıl olduğunu anlamadan samimiyetin cılkını çıkarıverirsiniz. Kullanım alanı malumunuz çok geniş. Şerre de hizmet eder hayra da. Tercih kullanıcıya ait.

Misal;

Hayatını hayır üzerine şekillendirmiş, çok kıymetli bir tanıdığım, internet deryasına hızlı bir dalış yapmış ve tanışma süreci çok eğlenceli olmuş. Saat gecenin 3'ünde heyecanla eşini uyandırmış. "Kalk" demiş. "kalk bir şey kazandım hem de 500 tane." Eşi, söylene söylene uyanmış. "Hayırdır inşallah bizim hanıma acemi şansı vurdu heralde" demiş. Ekrana bakmış ki; cep telefonu operatörlerinden birinin her zamanki reklamlarından biri, "ayda şu kadar kullanana 500 SMS hediye".

"SMS kazanmışım ama SMS ne ki?" demiş sevgili H. Durumu anlayınca hayal kırıklığı ile gülmüş kendi kendine. "Hayatımda hiç bir şey kazanmadım. Kabe resimlerine bakıyordum, o mübarek yerin hürmetine ikramiye kazandım sanmıştım." demiş, fikrine, zikrine hayran olduğum, bütün vaktini 'ebedi ikramiye' için sarfeden sevgili H.'cığım.

Yazmama izin verdiğin için teşekkür ederim, öpüyorum ellerinden :)

9.12.2007

Meclis-i Mebusan

Çocuk yaşlarımdan itibaren ara sıra TRT 3 izlerim. Siyasete ve siyasetçilere merakımdan değil, aksiyon merakımdan izlerim meclis televizyonunu. Zira çocukluğumda rahmetli tonton amca Turgut Özal dışında merakımı celbeden siyasetçi yoktu. Fakat kavga, gürültü, hatibe sataşmalar her daim vardı, var.

Kürsüye çıkan her hatibin konuşmasında ayrı ayrı hatalar bulmak, eleştirmek, jest ve mimikleri hakkında yorum yapmak.. kısacası; oturduğun yerden ahkam kesmek çok kolay ve keyifli. Bir de; hatırı sayılır sıklıkta çıkan patırtılar, lacileri çekmiş kelli felli adamların uzaktan "hebehube" diye anlaşılan, karada yüzmeye çalışır gibi yaptıkları el kol hareketleri eşliğinde söyledikleri-söylemeye çalıştıkları ve bunun gibi "action" görüntülerdir TRT 3'ün reytingini artıran.

Bütçe görüşmelerinin yapıldığı şu günlerde meclis bir başka hareketli. Açıldığı günden itibaren "Devletin malı deniz" anlayışını benimseyenlerden "Denizden bile abdest alsanız israf etmeyiniz" hadisini şiar edinenlere kadar envai çeşit siyasetçiye ev sahipliği yapmış mecliste, bütçe görüşmeleri her zaman tartışmalı geçmiştir.

Çocukluğumda izlediğim TBMM'nin düşündürdükleri ile, şimdi izlediğim TBMM'nin düşündürdükleri arasında en az geçen yılların sayısı kadar fark var. Ancak en önemlisi; şu ayetten ve bizi yönetenlere yüklediği mesuliyetlerden şimdi haberdar olmam:

“Hiç şüphe yok ki Allah (c.c), size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah (c.c) size öğüt veriyor! Doğrusu Allah(c.c) işitendir, görendir.” (Nisa sûresi, 4/58.)

Yakın zamanda dinlediğim bir kıssayı aklımda kaldığı kadarıyla sizinle paylaşmak istiyorum:

Eskiden bir hanım, geceleri ay ışığında nakış ya da ona benzer bir iş yapmaktadır. Arada sırada geçen gece bekçilerinin el fenerleri etrafı aydınlatır ve nakışın, bekçilerin ışıklarından faydalanılarak yapılan kısımları daha düzgün olur. Bu durumdan vicdanen rahatsız olan hanım, bulunduğu yerin kadısına giderek bunun helal olup olmadığını sorar. Kadı bu soru üzerine çok şaşırır ve " Sen kimsin? Hangi ailedensin?" diye sorar. Hanım, Bişr-i Hafi'nin kız kardeşidir.

6.12.2007

Suç Aleti Toplu İğne!

Başını örten hanımlar arasında, örtüsünü türban olarak isimlendirenler olduğu gibi başörtüsü demeyi yeğleyenler de var. Ben türban'ı hiç bir zaman benimseyemedim. Zaten kelime manasıyla bizim kullandığımız örtüyü tarif etmiyor. Buna rağmen, malum kesim ninelerinin örttüğü başörtüsüne dil uzatamayacakları için suçlu olarak türbanı seçmiş olmalılar.

Ahmet Hakan dünkü
yazısında masum başörtüsü ile suçlu türbanı mukayese etmiş, 12 fark bulmuştu. Bu konu bizim evde fikir ihtilafına sebep oldu. Ben, başımı örten örtüye; -her ne kadar toplu iğne kullanarak örtsem de- maksadımı net bir şekilde ifade eden başörtüsü demeyi tercih ediyorum. Sizin de fikirlerinizi merak ediyorum.

Bu yazıyı yazarken Ahmet Hakan'ın bu günkü
yazısına da göz attım. Yazıda katıldığım bölümler olmasına rağmen, "türban karşıtı cephe'nin" anlayamadığı husus hakkında aydınlanmadığımı söylemeliyim.

Bütün kavga kıyamet, kapatılan okul kapıları, kamusal alan çilesi.. sadece örtülülerin "saç gösterme" konusundaki "katı prensiplerini" anlayamamalarından mı?

Hepsi bu mu?


1.12.2007

Önemli!

Yaşanmış gerçek bir olay:

Adamın biri arabasıyla giderken yolda bir yolcu alır arabaya. Adam arka tarafa biner. Şöför:

- Eee hemşerim kimsin? Nereye gidersin? der. Yolcu:

- Ben Azrailim. Canını almaya geldim der. Şöför alaycı bir tavırla:

-Sen mi Azrailsin? Yahu senin gibi Azrail olurmu hiç? der Yolcu sakin bir tavırla:

-Sen daha önce Azrail gördün mü ki tarif ediyorsun der ve ekler yolcu:

- İnanmadın bana öylemi? der. Şöför:

- İnanmadım tabii der. Yolcu:

- O zaman 200 metre ileride bir adam daha alacaksın der. Gerçekten de adamın dediği gibi şöför 200 metre ileride bir yolcu daha alır. Ama yolcu ön tarafa oturur. Olaylar bundan sonra daha da enteresanlaşır. Şöför yanındakine:

- Ee sen kimsin? Nereye gidersin der. Öndeki:

- Abi beni merkezde bir yerde indirirsen çok sevinirim, adım felanca der. Şöför:

- Yahu şu arkadaki adam bana Azrailim diyor, görüyon mu şu herifi hem iyilik ediyoz hem de dalga geçiyor zibidi der. Öndeki arkaya bakar ama kimse yoktur. Öndeki:

- Abi arkada kimse yok ki. Şöför hışımla arkaya bakar ve:

-Kör müsün be adam? Arkada oturuyor ya der. Öndeki arkaya bir daha bakar ve:

- Abi senin kafan iyi mi, yoksa dalga mı geçiyorsun der. Bu sefer arkadaki söze girer:

- Gördün mü der öndeki beni ne duyabilir ne de görebilir der şöföre. Şöförün bir anda dizlerinin bağı çözülür bet beniz atar. Arkadaki şöföre:

- Hadi der arabayı kenara çek 2 rekat namaz kıl canını alacağım der. Şöför ağlamaklı çaresiz bir şekilde arabayı kenara çeker ve iner arabadan.

Sonra.. sonra ne olmuş biliyor musunuz?

Adamlar arabayı aldıkları gibi kaçmışlar. :)

30.11.2007

ŞŞŞŞT!.. Bak bi!


Ben senin bildiğin blogculardan değilim blog!

Tamam.. belki bilip de akıl erdiremediklerindenim.

Sana haksızlık ettiğimi söylüyorsun. İyi diyorsun hoş diyorsun da.. sebebini hiç sormuyorsun. Bu Ebruli bilgisayar ekranına, tuş sesine hasret mi kalmış, bir kaç dakika fırsat bulsa da, açgözlü gibi bir sürü site açıp hiç birini okuyamadan geri mi kapatırmış.. hiç düşünmüyorsun.

Üstelik; özlediğim için pür telaş hayatıma seni yeniden dahil ettim. Bunu da takdir edersin değil mi.. edersin. Hem bir fırsat bulayım da sana ne güzel bir şablon hazırlayacağım, söz. Şimdilik böyle idare et.

Hemen şımarma.. yok öyle istatistik filan. Ne o öyle bir sürü vaktimi alıyordu, bu gün kaç kişi tıklamış, nerelerden tıklanmış.. hiç uğraşamam. Youtube'mu olacaksın başıma..

Sana bir itirafta bulunayım. Seninle vakit geçirmenin en keyifli yanı; yazdıklarımı aylar/yıllar sonra yeniden okumak.. hatırlamak.. Sırf bunun için bile sana vakit ayırmaya değer.

Anlayacağın o ki blogcum; seninle seyrek de olsa görüşeceğiz. Ben buralarda olacağım. Senin de başka şansın yok zaten.

Bu kadar muhabbet yeter. Hadi bakalım uykum geldi tutma beni!

12.11.2007

havadan sudan

Blog yazmayı bırakalı pek çok şey değişti.

Mesela kızım konuşmaya başladı. Hem de ne konuşma.. Öyle sizin, benim gibi değil.. Kendine has acaip bir lügat geliştirdi. Ben rahatlıkla anlıyorum ama arkadaşlar şifre çözücü gerektiğini söylüyorlar.. Size de kızımın incilerinden örnekler yazayım efenim, mahrum kalmayın..

Pakıyı pakat (kapıyı kapat)

Hayırlı cegeler (hayırlı geceler)

Kokamı fakama tak (tokamı kafama tak)

Korpatal (portakal)


Pökek (köpek)
Cöbek (böcek)
Pokar (kopar) vs..

Aklımda kalanlar bunlar. Bunun abileri de böyleydi. Özge ve Kübra ablaları vardı mesela, komşumuzun torunları. Onları; Ögze alba, Kürba alba diye çağırırlardı. Doğrusunu söylemek çok daha kolay halbuki.

***

Dünü geçip güne geleyim..

Avukat gibi konuşup duma derler ya.. ne kadar yerinde bir söz olduğunu bu gün katıldığım yemekte anladım. Babası, ülkemizin kıymetli hukukcularından birisi olan genç bir avukat hanımla uzuuuun sohbetler ettik. "Nolacak bu memleketin hali" ile başlayan muhabbeti "Praktikere servis nerelerden kalkıyor" türünden mevzularda seyreder buldum.

Bir çok yeni sima tanıdım. Daha önceden merhaba edip de ismini hatırlamadığım çok insan vardı da, Allah'tan yaka kartları imdada yetişti. Mönü de fena değildi. İçinde antep fıstıkları olan ilk defa tattığım bir çorba vardı mesela, güzeldi. Canlı sanat müziği eşliğinde sebzeli imam bayıldı daha bi lezzetliydi.


Dinlediklerim, gördüklerim; her şeye rağmen memleketimde güzel şeyler de yapıldığının isbatıydı. Geleceğe dair hiç ölmeyen ümitlerime vitamin takviyesiydi..

11.11.2007

Teze Bismillah


Açsam mı?
Açsam açsam...

Arada bir yazsam...

Olur mu?

Olur..
Neden olmasın?

Hadi bakalım ebruli göreyim seni :)

14.12.2006

zan...


Yalnız ödevlerim için kaygılandığım,

Sınavdan 60 alınca ağladığım,

Yatağım bozulduğunda sinirlendiğim,

Bir kaç şekerle mutlu olduğum,

Sadece bayram geceleri uyuyamadığım,

Dedemin kestiği koça hüzünlendiğim,

Şimdi yaptıklarının yarısını bile yapamadığım annemi;
"ben anne olsam böyle yapmazdım" diye eleştirdiğim,

Babamın anlattığı
siyah-beyaz fare hikayesini,
sıradan bir masal gibi dinlediğim,

En büyük günahlarımın; anneme öf demek
ve yemeğe besmelesiz başlamak olduğunu düşündüğüm,

Ve bu günlerin çok daha kolay olacağını sandığım o günler..
gelmez mi geri?

7.12.2006