7.02.2009

Dur basma!.. da fistan giyemem amaan...

Ah bir dilleri olsaydı da konuşsalardı, duvarların mı daha çok olurdu anlatacakları yoksa tartıların mı? Veya, duvarlar mı daha iyi sır saklar, tartılar mı? Memnunlar mıdır ki ketum hallerinden? Hiç bağırmak, isyan etmek gelir mi içlerinden?

Duvarlar ayrı bir merak konusudur ama şimdi üzerinde duracağım husus tartılar. Tartı yerine fransızca "bascule" kelimesinden dilimize geçen baskül'ü de kullanırız. Gerçi basanın beden ve ruh haline göre zaman zaman değiştirilebilir özelliktedir baskül kelimesi:

* bas-gül

* bas-ağla

* bas-rejime gir

* bas-çık rejimden depresyona gir

* bas- aç ağzını ve gözlerini açabildiğin kadar

* bas- kapat gözlerini, unut gördüklerini

* bas-kasıl

* bas-bozul

* bas-hayır basma!

...

Siz hiç doğru söyleyen bir tartı gördünüz mü? Ben görmedim. Hepsi de birbirinden yalancı, kötü niyetli, takıntılıdırlar. Hani her öğrenciye takan bir hoca vardır ya okul hayatında, öğrenci çalışır çalışır da geçemez dersi. Öğretmen takmıştır bir kere. Zaten kıt notludur, kırar öğrencinin notlarını. Tartılardaki durum da buna benzer ama bir farkla; notlar gibi kırılmaz kilolar, aksine cömertce yükseltilir tartılar tarafından.

Bütün tartılar bunalımlıdır aslında. Rejim denilen döner kapılı mekâna girmeleriyle çıkmaları bir olan insan evladının yüklerini taşımaktan yorulmuş, depresyonun yamacına sığınmıştır tartılar. Acaba gerçekten bozuk mudurlar, yalancı mıdırlar? Yoksa dokuz köyden kovulan doğrucu davud mudurlar? Bu sebepledir ki; mermer zeminde ayrı, seramik karoda ayrı, tahta parkede ayrı, laminant parkede ayrı tartarlar aynı insanı.

Sahibi önce şefkatle yaklaşır tartıya. Zemini suçlu bulur ilk denemelerde. Nadide bir salon bitkisi gibi tartının yerini sevmesini bekler. Yer değiştirdikçe azalır sabrı. Kabahat tartıdadır belli ki. Kızar, öfkelenir, azarlar... Yine de bir kaç yüz gram eksik tartan yeri, gün ışığını en iyi alan yer olarak belirler tartı için.

...

Bir çok eşyanın eskilerinin yeni versiyonlarından daha iyi olduğunu düşünüyorum. Kayınvalidemin eski ocağı benim yeni ocağımdan daha iyi yanıyor mesela. O'nun çamaşır makinası benimkinden en az üç kat daha uzun ömürlü. Az fonksiyonlu, manuel, demode belki eskiler ama yenilerden çok daha iyi.

Ve tabi eski tartılar... Yeni nesil dijital torunlarından çok daha sağlıklı, çok daha vakurdular, çok daha emindiler kendilerinden. Dijitaller kadar tahkir edilmez, hor görülmez, itilip kakılmazlardı. Azıcık arka ayarıyla oynadın mı, bir de rakamı geriye doğru yuvarladın mı, basanın da basılanın da psikolojisi kurtulurdu. Marifet iltifata tabiydi ya, o kadarcık hileye izin verirdi eski tartılar, küçük kıyaklar yaparları tartılanlara.

Vahim olan ise şimdiki dijitallerin hali. Karakterlerindeki dürüstlük, detaycılık ve de gramcılık ilkesi çoğu zaman taktir edilmediğindendir pillerinin çok dayanmaması. Çabuk pes ederler, fazla dayanamazlar bu "rejim baskısı"na.

İnsan evladının haline için için gülerler kimi zaman. Öyle ya; tansiyon ölçtürmek gibidir tartılmak. Tansiyon aleti çıktı mı ortaya sırayla herkes ölçtürür tansiyonunu. Küçük çocuklar bile "seninki ölçülmez daha" deseniz de "ya bi kere de benimkini ölç" diye yapışırlar ya, tartılmak da böyledir. Tartı ortaya çıktı mı, küçük büyük herkes çıkar üzerine, ya gizlice ya da âşikar tartılırlar. Açken tartılırlar, yemek yer tartılırlar, su içer tartılar. Birisi gelir tartılır, hoşnut kalmayınca bir giysisinin ağır olduğunu düşünür, çıkarıp öyle tartılır. Sonra da neden bilinmez, çıkardığı giysiyi kucağına alıp yine tartılır.

Tartı can havliyle "Yeter! Gelmeyin üzerime!" demek ister belki anlamsız çizgiler yanıp sönerken, fakat diyemez. Sahibinin fazla kilolarından kurtulduğu günü göremeden, vaktinden evvel kapanır göstergesi, biter pili...

3 yorum:

mehmetabi dedi ki...

Baskül veya Tartının halini, ahvalini ve de serencamını...
Tartılan şahsın davranışını, psikolojisini ve de tavrını...
Ne de güzel anlatmışsınız Ebruli...
Umarım hiç bir zaman kiloyla ve de baskülle bir sorununuz olmaz...
Sağlıklı günler...
Kalbi Selamlar...

siyahzambak dedi ki...

hayırdır ebrulicim,
hepi topu bir baskülden bu kadar derin bahsettiğine göre senin de psikolojini bozmuş olmalı. bu arada itiraf etmek gerekirse ben de basküle kucağımda oğlumla çıkmayı tercih ediyorum. psikolojik bir durum:)

Ebrûlî dedi ki...

teşekkür ederim mehmet abi. siz de güzel yorumlamışsınız ;) sağolun iyi dilekleriniz için. selamlar..

iyiyim s.zambakcım,endişeye mahal yok.

anlatıma gelince; çok da derin olmayan bir gözlemin sonucu diyebiliriz, dozu kaçmış empati de diyebiliriz ama otuz yaş sendromunun göz kırpması diyemeyiz, yok öyle bişey! :)