11.01.2008

mim

Ceylin'e cevaplarım:

* İçerlediğimiz bir hadise (intikam almışsanız bunu da yazabilirsiniz):

* İlk okula erken başladığım için ablamla aynı sınıfta okudum. Bir 23 nisan öncesi, özel kıyafet dedikleri bir etkinlik grubuna ablamla birlikte katıldık. İkimiz de pek hevesliydik. 23 nisana az bir vakit kala, katıldığımız etkinliğe bu yıl kız öğrencilerin dahil edilmeyeceğini öğrendik. Hayallerimiz yıkılmıştı. Ben parlak(!) bir fikirle ablamı teselli ettim. "Biz de bandoya katılırız, hem o daha havalı" diyerek. Hemen gittik öğretmenimizin yanına. Bando takımında bir kişilik yer vardı. Benim çelimsiz halimi gören öğretmenim, sen trompeti taşıyamazsın diyerek ablamı takıma aldı. Beni takıma almayan öğretmenime ve beni çatlata çatlata trompet çalan ablama fena halde içerledim. Hala imrenerek izlerim trompet çalan kız çocuklarını.

* En komik anılarımızdan biri:

* Ben trajikomik bir anımı yazmak istiyorum. Başörtümden çıkan iğneleri alelacele bulduğum yerlere saplamak gibi tehlikeli bir alışkanlığım var. Bu alışkanlığım şimdilerde azalsa da geçti diyemem. Yine bir gün acele ile başörtümden çıkardığım toplu iğneleri askıdaki gri renkte bir kumaşa sapladığımı hayal meyal hatırlıyorum. Bu kumaşın kayınpederimin pantolonu olduğunu öğrenmem uzun sürmedi tabi. Her ne kadar mahcubiyet olsa da, kayınpederimin yüzündeki mütebessim ifade ile benden intikam alacağını söylediği anı hatırladığımda hala gülüyorum :) Şimdi kayınpederimin blogu olsa da mimlesem, içerlediği hadiseye büyük ihtimalle bunu yazar. :)

* Büyüklerimizden biriyle yaşadığımız güzel bir hatıra:

* Rahmetli anneannemlerin o sene yaz mevsiminde kaldıkları yaylaya 15 günlük bir tatil için gitmiştik. Çocukluğumun pek çok güzel hatırası sığdı bu 15 güne. Çocukla çocuk olabilirdi anneannem. Normalde bir çocuğa yaptıramayacağınız bir çok işi nasıl yaparsa keyifli hala getirir ve hiç itiraz etmeden yapmamızı sağlardı. Yine bir gün dağ bayır gezmeye çıktık yaylada. Çam ormanlarına pikniğe gidiyoruz hoplaya zıplaya. Fakat pikniği hak etmeliydik. Kışa hazırlık yapmak için kozalak toplayacaktık bir grup torun asker ve kumandan anneanne eşliğinde. Kendine güvenen, ağaca tırmanıp topladıklarını aşağıya atıyor, yerdekiler de poşetlere dolduruyordu. Poşetleri doldurduk ve dönüş yoluna koyulduk. Zorlu bir yamaç vardı geçmemiz gereken. Anneannem elimizi tutuyor ki düşmeyelim. Tabii bizden önce ayağı kaydı tontonumun ve ipi kopmuş tesbih taneleri gibi aşağıya yuvarladık. Hayatımın en keyifli düşüşüydü. Olan sadece kozalaklara oldu.

***

Sıra geldi devir teslim törenine.

İlk olarak; en blogsuz blogcu Mehmet abiyi mimliyorum. Beni kırmayacağına eminim. Blogumu size kiralayabilirim Mehmet abi. ;) Veya, benim alan seninkinden geniş diyorsanız yorum penceresine de yazabilirsiniz.

Ayrıca;
Siyah Zambak, Emircan, Aşk-ı Beka mimlendiniz.

10.01.2008

Eğlenelim, Öğrenelim

Bu gün katıldığım programda, aile içi iletişim konulu kısa bir seminer de vardı. Konu seçiminden herkes memnundu. Malum, ortak ilgi alanı. Sıra seminere geldiğinde benim gibi arkadaşlarım da ciddi bir eğitimci bekliyorlardı ki en az benim kadar şaşırdılar.

"İtiraf edin, adımı okuyunca beni bayan sandınız değil mi?" diye söze başladı
Canten Kaya. İsmi annesinin kızlık soyadı imiş, ve adından çok çekmiş anlattığına göre. Şimdi ise adından memnun görünüyordu , iyi bir espri malzemesi olmuş onun için. Ben de sizden sayılırım dedi, Ayten, Nurten, Gülten, Canten... bizbize konuşuyoruz şurda dedi ve arada sorular sordu dinleyicilerine.

"Tek kelime ile evlilik nedir?" diye sordu. İletişim, anlayış, ahlak, paylaşım vs.. pek çok cevap aldı. Ben okul dedim. Filozofca buldu cevabımı :p evlilik aynı zamanda filozoflaştırıyor demek ki :)

Ezber bozan bir eğitimci bana göre. Eğlenerek de öğrenilebileceğine güzel bir örnek . Daha verimli olması açısından eşinizle gitmenizde fayda var. Olmadı.. tek gidin. Stand up tadında bir seminer dinleyin.

5.01.2008

şifa
















annem

bir demlik su kaynatsan sıcacık kalbinde

bir tutam ıhlamur demlesen sabrınla

biraz dua katsan şeker yerine

geçerdi sızılarım

4.01.2008

Hanımlarla İstişare

Hudeybiye antlaşması tamamlanmış ve Kureyş heyeti Mekke’ye geri dönmüştü. Fakat Müslümanların kampında büyük bir sessizlik hakimdi. Başlar öne eğilmişti. Bu kadar yolu gelmelerine rağmen Kabe’yi ziyaret edememiş olmaktan ve yapılan anlaşmadaki eşitsizliklerden dolayı hayal kırıklığı yaşıyorlardı.

Hz.Ömer (r.a) dayanamayarak ayağa kalktı ve Hz.Peygamber (s.a.s)in yanına gitti:

- Sen Allah’ın peygamberi değil misin?

- Evet!

- O halde neden dinimizin şerefini bu kadar düşürüyoruz?

- Ben Allah’ın peygamberiyim ve Ona karşı gelemem. O bana zafer verecek.

- Fakat Sen bize Kabe’ye gidip onu tavaf edeceğimizi söylememiş miydin?

- Evet! Fakat bu yıl gideceğinizi söylemiş miydim?

- Hayır.

- Muhakkak Kabe’ye gideceksiniz ve onu tavaf edeceksiniz.
Hz.Ömer (r.a), kendisine hakim olamıyordu. Soluğu Hz.Ebubekir’in (r.a) yanında aldı. Aynı soruları ona da sordu. Hz.Peygamberin (s.a.s) söylediği cevapları duymamış olmasına rağmen o da aynı cevapları verdi.

Hz.Peygamber (s.a.s) ayağa kalktı ve halka seslendi:

- Ey Müslümanlar! Kalkın kurbanlarınızı kesin ve saçlarınızı tıraş edin!
Fakat Müslümanların hiç biri yerinden kımıldamadı. Hz.Peygamber (s.a.s), emri bir kez daha tekrarladı fakat yine kimse yerinden kımıldamadı. Üçüncü kere emir tekrarlandı ama yerinden kalkan olmadı. Hz.Peygamber (s.a.s) dönüp, hanımı Ümmü Seleme’nin yanına geldi:

- Ya Resulallah! (s.a.s) Neyin var?

- Ya Ümmü Seleme! Halkın bu hali nedir? Şaşılacak şey doğrusu! Onlara kurbanlarını kesmelerini tekrar tekrar söylüyorum. Sözlerimi duyuyorlar, yüzüme bakıyorlar ama içlerinden hiç biri emrimi yerine getirmiyor.
- Ya Resulallah! (s.a.s) Bu hal, halka her nasılsa gelmiş bulunuyor. Sen hemen git, kurbanlık develerini kes ve tıraş ol! Kimseye de bir şey söyleme! Sen böyle yaparsan, halk da sana uyar.

Hz.Peygamber (s.a.s), “Bismillah, Allahu Ekber!” diyerek develerini kurban etti. Müslümanlar, Hz.Peygamber (s.a.s)in kurbanını kestiğini görünce, hepsi birden kurbanlarını kesmeye başladılar. Ümmü Seleme der ki:

- Kurbanlıklara doğru öyle yığıldılar ki, birbirlerini ezmelerinden korktum.

***

Bir yakınım anlatıyor:

- "Kadınlarla istişare et, dediklerinin tersini yap" diyordu dedem. Ben de latife olduğunu bilsem bile söylediklerinin etkisinde kaldım. Fakat zaman içerisinde gördüm ve anladım ki; "kadınlarla istişare et, dediklerinin tersini yap" diyen istişare ehlinin (bu hususta) dediğinin tersini yapmalı imiş. Tecrübe ile sabit.

2.01.2008

diş, dişçi, tosbağa


Bu günlerde, ailecek kendimizi emanet ettiğimiz bir türk hekimi var ki; muayenehanesi ikinci adresimiz, kendisi de aileden birisi oldu.

Kurtuldum kurtulacağım derken, bir de çocukların tedavileri çıktı. Yani yaşadığımız; 'dişimizi verdik çenemizi kaptırdık' türünden bir durum. Asıl şaşırdığım şey; ben çocukları dişçi koltuğuna nasıl oturtacağım diye düşünürken, yoğun bir doktor muhabbetiyle karşılaşmam. Benim bildiğim çocuklar dişçiden korkar. Hele de o kabir azabı aletler vızıldamaya başlayınca hepten tırsar. Bizde tam tersine, önce ben yaptıracağım tarzında tartışmalar yaşanıyor. S. soruyor mesela: "Anne benim dişim tekrar ne zaman çürür?" diye. Bu duruma sevinmeli miyim üzülmeli miyim diye sordum doktor teyzelerine. Bu cesur delikanlılarla gurur duymalıymışım.

Sizinle gurur duyuyorum minik tosbalarım. :)

28.12.2007

Kuşların penceresi

Oradan bakınca nasıl görünüyoruz?

Sizin gibi kanatlarımızın altına alamıyoruz dünyayı.

Yine de, sizden kopya çekerek dev gibi kanatları olan metal kuşlar yapabiliyoruz.

Onları uçurabilmek için senelerce kafa patlatıyoruz ve başarıyoruz.

Uçabilmenin verdiği gurur sesimize bile aksediyor, bir havalara giriyoruz havada.

Sonra, küçücük bir hata ile o kocaman metal kuşu, taşıdıklarıyla beraber yere çakabiliyoruz.

Çok mu beceriksiz görünüyoruz?

...

'Kuş gibi' canınız var ya.. mala mülke tamah etmiyorsunuz.

Yavrularınızı koruyacak çalı parçaları, bir de doyuracak kadar yemek kafi size.

Biz; ağzımıza aldığımız lokmayı yutabileceğimizden emin değilken, daha pahalı seramikler, saunalı banyolar, ipekten halılar için çalışıyoruz da çalışıyoruz.

Çok mu ahmak, çok mu zavallı görünüyoruz?

...

Şuursuz olduğunuz halde, görevlerinizi hiç aksatmadan yerine getiriyorsunuz.

Yaratanınızı tanıyorsunuz, O'nun sevkiyle tabiatın dengesine katkıda bulunuyorsunuz.

O'nu zikrediyorsunuz türlü namelerle.

'Beni yaratanı bil' diyorsunuz, eşref olarak yaratılan bizlere.

Şuur sahibi bizler; gözümüze sokarcasına gösterilenlere bakıyoruz, görmüyoruz.

Görüyoruz, anlamıyoruz.

Anlıyoruz, inkar ediyoruz.

Çok mu cahil, çok mu gafil görünüyoruz?

...

Akıllıyız ve aklımızı kullanıyoruz.

Şahane çıkar hesapları yapıyoruz.

En güçlü silahları yapmak için yarışıyoruz.

Menfaatlerimiz için insanlığa kıyıyoruz.

Yanıbaşımızda katliamlar yapılıyor, alışıyoruz.

Bir yerlerde insanlar açlıktan ölüyor, biz doyuyoruz.

Çok mu bencil, çok mu merhametsiz görünüyoruz?

...

Kötü nam salmış bir akrabanız var; akbaba.

O bile, kuş kadar beyniyle canlılara saldırmıyor.

Fakat biz yaşamak için değil, yaşatmamak için öldürüyoruz.

Çok mu cani, çok mu vahşi görünüyoruz?

...
Sonra.. biz sevdiklerimizi özlüyoruz.

'Uçup gidiversek yanlarına' diyoruz, uçamıyoruz.

Hayata emekleyerek başlıyoruz, en sonunda koşabiliyoruz, hepsi bu.

Akllıyız ya hile yapıp yardım alıyoruz ürettiklerimizden, zar zor ulaşıyoruz bir yerlere.

Öyle kafamıza esince dağların, canımız isteyince denizlerin üzerinde salınamıyoruz.

Üşüdüğümüzde, baharın en güzel yaşandığı yerlere göçemiyoruz, geride bıraktıklarımızı düşünmeden.

Kendi ördüğümüz duvarlarla çevrili hayatımızda, sınır tanımayan özgürlüğünüze imreniyoruz.

Çok mu aciz görünüyoruz?

...

Merakımı giderin kuşlar!

Oradan bakınca nasıl görünüyoruz?

24.12.2007

Âkıl için bitti bayram


Bir sayfa daha çevrildi ömür defterimizden.

Üzeri; 'kurban' edilenlere, bayramlık elbiselere, dolup boşalan şekerliklere, tatlanmış ağızların tatlı muhabbetlerine, devamlı çalan kapı zillerine, samimi kucaklaşmalara, çocuk cıvıltısına, bozuk para şıkırtısına, bayramın telaşına, coşkusuna dair satırlarla doldurulmuş bir sayfa daha...

'Kudretin kalemi' daha nice bayramlık sayfalar yazsın bize ve sevdiklerimize. Hayırla, sağlıkla inşaallah...

16.12.2007

Bi İsmi Allah

Sık kullanılanlar listemin en çok tıklananlarından. Blogumun ilk postlarından birinde yine yayınlamıştım. Çok sevdiğim bir zikir...

14.12.2007

Hayat!

Bir otobüs dolusu insan!

Hepsi aynı yöne gidiyor.

Fakat,

Bakışlar farklı, duruşlar farklı, düşünceler farklı...

Karşımdaki bebekle, yaşlı amcanın göz renkleri aynı.

Peki ya o gözlerin söyledikleri...

Ceketinin üzerinden bir atkıyla sıkıca sarılmış bebek.

Atkının kenarı ağzına değdikçe onu emmeye çalışıyor.

Bütün derdi bu.

Peki yaşlı amca?

O ne hüzünlü bakışlar.. ne yorgun.. ne durgun...

"Benim sonuna geldiğim yolun henüz başındasın bebek!"

"Bir bilsen ne zor hayat, bir bilsen..." der gibi bakıyor yanındaki bebeğe.

Hemen yanında paraları toplayan muavin..

Kaşları tamamen dökülmüş, saçların yarısı dökülmüş.

Belli ki kemoterapi görüyor.

Onun için var mı sağlıktan daha değerlisi?

Elindeki poşetleri taşıyamayan süslü hatunun aldıklarından ona ne.

Bir genç kız ayakta bekliyor, bir yandan bebeğe bakıyor imrenen bakışlarla.

Belki de anne olacağı zamanı düşlüyor.

Arka tarafta genç delikanlılar kahkahalarıyla otobüsü inletiyor.

Ne gam.. ne keder.. dünya onların sanki...

Yanımdaki tombul teyze, gençlerden oturacak yer bulamamış.

Poşetlerini almış sol yanına düşmemek için uğraşıyor.

"Yazık!" diye söyleniyor sessizce.

Saçlarını turuncuya boyamış bir genç kız, yeni kuaförden çıkmış belli.

Göz ucuyla camdaki yansımasında kendini izliyor hayran hayran.

Nasıl göründüğünden daha önemli ne olabilir?

4-5 yaşında bir çocuk, annesini kaldırıp kendi oturmak için sızlanıyor.

Ona nasıl yer olmaz.. ne demek 'büyükler ayaktayken küçükler oturmaz?'

Kimi ilaç saatinin,

Kimi namaz vaktinin,

Kimi akşam pişireceği yemeğin,

Kimi elektrik faturasının,

Kimi sınavlarının,

Kimi sevdalarının derdinde,

Bir otobüs dolusu insan!


Görünüşte aynı yöne giden, fakat her biri kendi yönünü kendi belirleyen

Bir otobüs dolusu insan!


Tıpkı koca arzdakiler gibi.